Açmayı Bilmeyen Çiçek, ,Kokusunu Hep İçinde Saklar.
Açmayı bilmeyen çiçek, kokusunu hep içinde saklar.
Bir kadın tanıdım.
Sesi yükseğe çıkmazdı.
Sevinçlerini bile fısıltıyla anlatırdı.
Ne zaman güldüğünü sansan, aslında sustuğunu fark ederdin.
Kendi kalbini bile kırmadan yaşayan biriydi.
İçinden geçeni dışarı çıkarmaz, çıkaramadığı için de daha da derinleşirdi.
Bazen bir çiçek gibi görünürsün ama aslında topraktan çok şey gizlersin.
Güneşi istersin ama yanmaktan korkarsın.
O da öyleydi.
Yüzü aydınlıktı ama içi gölgelerle doluydu.
Yanında olmak için çok çaba harcadım.
Ama fark ettim ki…
O hep biraz uzağındaydı kendisinin.
Kendine bile yaklaşamıyordu.
Dokunulmaktan değil, anlaşılmaktan korkuyordu aslında.
Bazı insanlar sevilmeye hasret kalır ama sevilince susar.
Ne yapacağını bilemez.
Birilerinin gitmesine öyle alışmıştır ki,
Kalan biriyle ne yapılır, unutmuştur.
O da sevildiğini bildi.
Ama o sevgiyi kalbinin dışına çıkarmaya hiç cesaret edemedi.
Sanki biri “beni çok sev” dese susacak,
Ama biri giderse içinden parçalanacak gibiydi.
Açmayı bilmeyen çiçek, kokusunu hep içinde saklar.
Korkar… sevileceğinden bile korkar.
Göz göze geldiğinde gözlerinden önce yüreği kaçar.
Sarılmak ister ama sarılınca kendini kaybeder diye geri çekilir.
En çok sevilmek isterken,
En çok sevilince ne yapacağını bilemeyen olur.
İçinde çağlayanlar varken, sesi hep sessizliğe yaslanır.
Kökü derindedir ama çiçeği hep tomurcuktur.
Ne rüzgârla savrulmak ister,
Ne güneşle yanmak…
Hep bekler…
Ama hiçbir zaman tam açmaz.
Arkasından tek bir şey düşündüm:
“Bir gün o çiçek mutlaka açacak, biliyorum…
Ama ben artık orada olmayacağım, açtığında…
Çünkü bazı baharlar,
en çok bekleyenlerin ömrüne hiç uğramaz…”
0 yorum